Filtreler
Filtreler
Bulunan: 12 Adet 0.001 sn
Koleksiyon [5]
Tam Metin [1]
Eser Sahibi [9]
Yayın Türü [3]
Yayın Tarihi [7]
Yayıncı [3]
Kayıt Giriş Tarihi [11]
Tez Danışmanı [3]
Dergi Sayısı [4]
Yayın Dili [2]
Konu Başlıkları [20]
Dergi Adı [3]
Editör/Editörler [2]
Baş Ağrısı ile Acil Servise Başvuran Hipertansiyonlu Hastaların Tedaviye Uyumları Ağrı ve Hemodinamik Parametreleri Etkiler mi?

Makale | 2021 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi6 ( 3 ) , pp.67 - 74

Amaç: Çalışmada baş ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hipertansiyonlu hastaların, mevcut hipertansiyon tedavisine uyumlarının hemodinamik parametreler ve ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel nitelikteki bu çalışma hipertansiyon tanısı almış 295 hasta ile yapılmıştır. Hastaların hemodinamik parametreleri ve ağrı şiddeti değerlendirildi. Hastaların tedaviye uyumu değerlendirmek için Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Hastaların hemodinamik parametrelerin ve ağrı şiddetinin puan ortalamaları; sistolik kan basıncı 184.97±20.02, diyastolik kan ba . . .sıncı 92.97±14.11, nabız hızı 79.05±15.18, O2 saturasyonu 97.24±1.51, vücut sıcaklığı 36.57±0.35, solunum sayısı 15.50± 2.67 ve ağrı şiddeti puan ortalaması 7.14±1.11’dir. Hastaların hipertansiyon tedavisine uyum ölçeği puan ortalaması 21.48±4.32’dir. Hastaların tedaviye uyumu solunum sayısını etkilemiştir (p=0.027) ve solunum sayısı hipertansiyon tedavisine uyumun %17’ sini tek başına açıklamıştır (R2=0.017). Sonuç: Hastaların sistolik ve diyastolik kan basıncı yüksek değerlerde, nabız hızı, O₂ saturasyonu, vücut sıcaklığı ve solunum sayısı normal değerlerdedir. Ağrı şiddetinin ise “çok şiddetli” sınıfında yer aldığı tespit edildi. Hastaların hipertansiyon tedavisine uyumsuz olduğu görüldü. Baş ağrısı ile acil servise başvuran hipertansiyonlu hastaların tedaviye uyumları ağrıyı ve kan basıncını etkilemedi ancak nabız hızını ve solunum sayısını etkiledi. Objective: The study was aimed to examine the effects of their compliance with hypertension treatment, on hemodynamic parameters and pain in hypertensive patients who were admitted to the emergency department for headache. Material and Method: This descriptive cross-sectional study was conducted with 295 patients diagnosed with hypertension. Hemodynamic parameters and pain intensity of the patients were evaluated. The Hill-Bone Hypertension Treatment Compliance Scale was used to evaluate the patients’ compliance with the treatment. Results: Hemodynamic parameter and pain severity mean scores of the patients; systolic blood pressure was 184.97 ± 20.02, diastolic blood pressure was 92.97±14.11, pulse rate was 79.05±15.18, O2 saturation was 97.24 ± 1.51, body temperature was 36.57±0.35, respiratory rate was 15.50±2.67 and pain severity was 7.14±1.11. The mean score of the patients’ hypertension treatment compliance scale was 21.48±4.32. The patients’ compliance with the treatment affected the respiratory rate (p = 0.027) and the respiratory rate alone explained 17% of the compliance with the hypertension treatment (R2 = 0.017). Conclusion: The systolic and diastolic blood pressure of the patients were high, and the pulse rates, O2 saturations, body temperatures and respiratory rates were in the normal ranges. Pain severity was classified as “very severe”. It was observed that the patients were not in compliance with the hypertension treatment. Compliance with treatment of hypertensive patients who admitted to the emergency department for headache did not affect the pain and blood pressure, but it did affect the pulse rate and respiratory rate Daha fazlası Daha az

Yoğun Bakım Ünitelerinde Ağrı Kontrolünde Hemşirenin Rolü

Makale | 2018 | İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi3 ( 3 ) , pp.31 - 38

Yoğun bakım ünitelerinde anksiyete ve ağrıya özellikle mekanik ventilatör desteği alan hastalarda sıkça rastlanmaktadır. Hastaların ventilatör ile uyumsuzluklarını, anksiyetelerini, ağrılarını ve yoğun bakım anılarını hatırlamalarını azaltmak, endotrakeal tüp, vasküler kateter gibi araçları çıkarmalarını önlemek, hasta bakım hizmetlerinin yeterliliğini arttırmak, hasta bakım hizmeti verenleri hastanın ajite hareketlerinden korumak amacıyla yoğun bakım ünitelerinde sedasyon ve analjezi uygulanmaktadır. Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların deneyimledikleri ağrının yönetiminde çeşitli analjezikler uygulanmaktadır. Analjeziklerin kul . . .lanılamadığı ya da etkilerinin yetersiz kaldığı durumlarda ya da farmakolojik ilaç gereksinimini azaltmak için hemşireler tarafından ağrı yönetiminde farmakolojik olmayan uygulamalar kullanılmaktadır. Bu yazıda hemşirelik yönü ile yoğun bakım hastalarında ağrının önemi, ağrıya neden olan faktörler, ağrı belirti ve bulguları, değerlendirmesi ve tedavisine yer verilmiştir Anxiety and agitation in intensive care units are very common especially among patients receiving mechanical ventilation. To reduce patients’ incompatibilities with ventilation, to reduce their anxiety, to help them remember negative intensive care unitrelated memories as little as possible, to prevent them from removing the endotracheal tube, vascular catheter to promote the adequacy of patient care services and to protect patient care providers from agitated patients, sedation and analgesia are performed in intensive care units. Various analgesics are administered in the management of the pain experienced by patients in intensive care units. Nurses resort to nonpharmacological practices to manage patients’ pain, in case analgesics are not available or their effectiveness is inadequate, or they want to limit patients’ pharmacological drug requirements. In this article is to bring together the nursing knowledge and the importance of pain in intensive care patients, pain-related factors, signs and symptoms of pain, assessment, management and treatment are given in nursing Daha fazlası Daha az

Kalp Cerrahisi Sonrası Ağrı Kontrolünde Yeni Yaklaşımlar

Makale | 2017 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi2 ( 1 ) , pp.29 - 32

Yüksek riskli olarak bilinen koroner arter bypass greft cerrahisi, tüm dünyada açık kalp ameliyatları arasında en sık uygulanan girişim olup, ameliyat sonrası hastalarda kronik ağrı sendromu gelişebildiği belirtilmektedir. Kalp cerrahisi sonrası ağrının azaltılmasında, farmakolojik yöntemlerden opioid ve opioid olmayan analjeziklerin kullanımının standart olmasına karşın, opioid türevi analjezikler ile parasetamol ilaçların birlikte kullanımı, yaygın olan bir yaklaşımdır. Ağrı kontrolünde, farmakolojik olmayan yöntemler arasında; interkostal, paravertebral, spinal ve epidural lokal anestetik blokları uygun analjezik yöntemler olarak . . . önerilmekte olup, kalp cerrahisi sonrası ağrı kontrolünde narkotiklerin kullanımını azalttığı ve ağrının azaltılmasında, hasta sonuçlarını olumlu etkilediği belirtilmektedir. Sağlık bakım ekibi içinde önemli bir role sahip olan hemşireler, etkili ağrı yönetimi konusunda hasta ve ailesini bilgilendirmeli, ağrı ve ağrı tedavisine ilişkin komplikasyonları, ağrı tedavisindeki güncel yaklaşımları yakından izlemeli ve uygulamalarını kanıta dayandırmalıdır. Coronary artery bypass graft surgery known as high-risk is the most frequently performed one among open heart surgeries all over the world, while it is reported that chronic pain syndrome develops in patients after cardiac surgery. Although usage of opioid and non-opioid analgesics among pharmacological implementations is standard for reducing the pain after heart surgery, concomitant usage of opioids and paracetamol medicines is a common approach. In the non-pharmacological methods of pain control; intercostal, paravertebral, epidural and spinal anaesthetic blocks are proposed to be suitable analgesic methods, they are reported to decrease the need of narcotics to control pain after cardiac surgery and to positively impact patient outcomes in reducing the severity of pain. Nurses who have an important role in the healthcare team should inform patient and their families about effective pain management, should follow pain-treatment-related and pain-related complications and current approaches about pain treatment, and should base their practices on evidence Daha fazlası Daha az

Çocuk acil serviste pediatrik ağrı değerlendirme protokolü kullanımının hemşirelerin bilgi ve tutumlarına ve ağrı yönetimine etkisi

Akgün, Tuğçe

Yüksek Lisans | 2019 | Sağlık Bilimleri Enstitüsü

ÖZETAmaç: Acil serviste ağrı yönetiminin yetersiz olduğu ve ağrı ile ilgili artan çalışmalara rağmen çocuk acil servislerde ağrı yönetimi ile ilgili eksikliklerin devam ettiği bilinmektedir. Ağrılı acil durumlarda çocukları rahatlatmak, ağrıyı hafifletmek için güncel bilgileri pekiştirmek, sağlık profesyonellerine eğitim vermek ve ağrı protokolleri geliştirip uygulamaya koymak önemlidir. Buradan yola çıkarak planlanan bu çalışmanın amacı çocuk acil serviste “Pediatrik Acil Servislerde Kanıta Dayalı Değerlendirme Protokolü” kullanılmasının hemşirelerin bilgi ve tutumlarına ve ağrı yönetimine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırma Ar . . .alık 2018- Nisan 2019 tarihleri arasında yarı deneysel, öncesi-sonrası değerlendirme şeklinde yapılmıştır. Araştırma Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil kliniğinde yürütülmüştür. İlk aşamada 897 hasta dosyası incelenmiş ve 33 hemşireye eğitim öncesi PNKAS (Pediatric Nurses’ Knowledge and Attitudes Survey Regarding Pain Çocuk Hemşirelerinin Ağrıya İlişkin Bilgi ve Tutumları Anketi) değerlendirme ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra çalışmaya katılan tüm hemşirelere ağrı eğitimi verilmiş ve girişim sonrası PNKAS değerlendirmesi yapılmış ve girişim sonrası 897 hasta dosyası incelemesi yapılmıştır.ABSTRACTObjective: Pain management is insufficient in the emergency department and it is known that there are deficiencies related to pain management in pediatric emergency departments despite increasing pain related studies. It is important to relieve children in painful emergencies, to improve current knowledge to alleviate pain, to educate health professionals and to develop and implement pain protocols. The aim of this study was to investigate the effect of using Evidence-Based Evaluation Protocol in pediatric emergency service on nurses' knowledge and attitudes and pain management in pediatric emergency departments.Methods: The study was conducted between December 2018 and April 2019 as quasi-experimental and pre-post evaluation. The study was carried out in a pediatric emergency clinic in a Training and Research Hospital of the Ministry of Health. In the first stage, 897 patient files were examined and 33 nurses were administered PNKAS evaluation scale before the training. Then, all the nurses who participated in the study were given pain training and after the intervention, PNKAS was evaluated and 897 patients’ files were examined after the intervention.Results: In the analysis with t-test in the dependent groups, significant significance was found between the total scores of PNKAS before and after the intervention (t4,831, p0,000). The difference between the pre- and post-operative pain diagnosis status of the nurses was statistically significant (Pearson chiare: 0,428 p0,000). a relationship was found (r0.735, p0.000) Daha fazlası Daha az

Factors Affecting the Knowledge Level and Attitudes of Nurses about Pain Management

YASEMİN TOKEM

Makale | 2021 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi6 ( 2 ) , pp.93 - 97

Amaç: Tanımlayıcı tipte planlanan bu çalışmanın amacı; ağrı yönetimi konusunda hemşirelerin davranışları ve bilgi düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın popülasyonu bir devlet hastanesinin dahili, cerrahi servisleri ve yoğun bakımlarında çalışan hemşirelerdir. Çalışmaya toplam 79 hemşire dahil edilmiştir. Veriler güncel literatürde bulunan “Hemşire Tanımlayıcı Bilgi Formu”, “Hemşirelerin Ağrı Üzerine Bilgi ve Tutum Anketi”, “Ağrıya Karşı Müdahale Uygulama Formu” formlarından elde edilen standart bir anket ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin %48.1’i 31-40 yaş arasındayd . . .ı, %41.8’i ön lisans mezunuydu ve %34.2’sinin 16 yıl ve üzeri mesleki deneyimi vardı. Katılımcıların %59.5’i klinik hemşiresi olarak çalışıyordu ve %67.1’i daha önce ağrı yönetimi hakkında bir eğitim veya kursa katılmamıştı. Doğru yanıt puan ortalaması 4.73± 2.09 idi. Bilgi seviyesi ile yaş, eğitim seviyesi, çalışılan birim ve mesleki deneyim arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Ağrıya karşı en sık yapılan uygulama “nöbet sonrası diğer hemşireleri bilgilendirmek (%86.6)” ve “ağrılı bölgeyi saptamak (%73.1)” olarak belirlenirken, hemşirelerin %48.1’i ağrıyı azaltmak için hiç epidural-intratekal kaviteye epidural kateter ile ilaç uygulamadığını ifade etti. Sonuç: Hemşirelerin ağrı yönetimi hakkındaki bilgi seviyelerinin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bilgi seviyesinin yaş, eğitim seviyesi, mesleki deneyim ve ağrı yönetimi açısından alınan önceki eğitimler ile ilişkili olmadığı görülmüştür. Objective: The aim of this descriptive study was to determine the factors affecting the knowledge levels and attitudes of the nurses about the pain management. Material and Methods: Study population was nurses which work in medical, surgical and intensive care units of a public hospital. A total of 79 nurses were included in the study. Data were collected with a standardized questionnaire extracted from the current literature called “Nurses’ Demographics Form”, “Nurses’ Knowledge and Attitudes Survey Regarding Pain”, and “Applying Interventions Against Pain Form”. Results: 48.1% of the nurses who participated to the study were between 31-40 years old, 41.8% of them had associate’s degree, 34.2% of them had +16 years of occupational experience. 59.5% of the nurses were working as clinic nurses and 67.1% of them had not attended any course/training on pain management. There was no statistically significant association between knowledge level and age, educational degree, working department, and occupational experience (p>0.05). The most common interventions used against to pain were determined as “to inform other nurses after duty (88.6%)” and “to locate the pain (73.1%)”. 48.1% of the nurses were stated that they had never administered pharmacological agents to the epidural-intrathecal cavity with an epidural catheter to reduce pain. Conclusions: It was concluded that the knowledge level of the nurses on pain management was inadequate. It was seen that the knowledge level was not related to age, education level, working experience, and previous education status on pain management. Daha fazlası Daha az

İki Farklı Bölgeye Uygulanan Subkutan Enjeksiyonun Ağrı ve Ekimoz Oluşumuna Etkisi = Effect of Subcutaneous Injection Applied to Two Different Areas on Formation of Pain and Ecchymoses

DERYA UZELLİ YILMAZ | ESRA AKIN

Makale | 2016 | İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi1 ( 3 ) , pp.15 - 20

Amaç: Araştırma, iki ayrı bölgeye uygulanan subkutan enjeksiyonun ağrı ve ekimoz oluşumuna etkisinin belirlenmesi amacıyla yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, gerekli izinler alındıktan sonra, İzmir’de bir eğitim ve araştırma hastanesinin palyatif bakım kliniğinde 15 Haziran 2013 - 30 Aralık 2013 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini yetişkin, bilinci açık, işitme engeli olmayan, gebe olmayan, hematolojik hastalığı bulunmayan, alerji öyküsü olmayan, kol ve abdominal bölge doku bütünlüğü bozulmamış ve ilk kez antikoagülan tedavi uygulanacak olan 70 hasta oluşturmuştur. Verile . . .rin toplanmasında “Hasta Tanıtım Formu”, “Ekimoz Takip Çizelgesi” ve “Vizüel Analog Skala” kullanılmıştır. Kol ve abdominal bölgeye subkutan enjeksiyon uygulanan hastaların enjeksiyon alanı işaretlenmiş, enjeksiyondan 48 saat sonra bölge gözlenmiş, cetvel yardımıyla ekimoz büyüklüğü belirlenip kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 63.62±12.74 yıldır. Hastaların %71.4’ünün kronik hastalığı mevcuttur. Kol bölgesinden yapılan enjeksiyon sonrasında oluşan ortalama ekimoz büyüklüğü 0.82±0.45 cm olarak bulunurken, abdominal bölgeden yapılan subkutan enjeksiyon için ortalama ekimoz büyüklüğü 0.65±0.450.82 cm olarak bulunmuştur. Kol ve abdominal bölgeden yapılan subkutan enjeksiyon sonrası oluşan ekimoz büyüklükleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Hastaların işlem sırasında ağrı şiddeti skorları kol bölgesinde ortalama 4.32±1.27, abdominal bölgede ortalama 3.45±1.68 olarak bulunmuştur. Hastaların kol ve abdominal bölgeden yapılan subkutan enjeksiyon sonrası ağrı skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Sonuç: Araştırma sonucunda, hastaların abdominal bölgeden yapılan enjeksiyonda daha az ağrı hissettikleri ve ekimoz büyüklüklerinin daha az olduğu saptanmıştır. Subkutan enjeksiyon uygulamalarında abdominal bölgenin kol bölgesine tercihen kullanımının deride ekimoz oluşumunu ve ağrı düzeyini azaltacağı söylenebilir. Objective: This research was conducted quasi-experimentally to detect the effect of subcutaneous injection, which was applied to two different areas, on formation of pain and ecchymosis. Material and Method: The study was conducted after the research ethical committee approval, in palliative care clinic of a training and research hospital in Izmir between June, 15 and December, 30 in 2013. The study sample was composed of 70 patients who were adults, conscious, not hear-impaired, not pregnant, did not have allergy history and hematologic disease, had undestroyed tissue integrity in leg and abdominal site and would undergo anticoagulant treatment for the first time. During the data collection, “Patient Identification Form”, “Ecchymosis Inspection Form” and “Visual Analogue Scale” were used. The injection area of the patients, whose arms and abdominal areas were subjected to subcutaneous injection, were marked. After 48 hours, these areas were examined and the size of the ecchymosis was determined via a rule and recorded. Findings: The mean age of the patients was 63.62±12.74 years. 71.4% of the patients had chronic diseases. While the ecchymosis size in arm was 0.82±0.45, the ecchymosis size in abdominal region was 0.65±0.450.82. There was a statistically significant difference between ecchymosis size which was formed after subcutaneous injection in arm and abdominal regions. The mean scores of severity in the patients during process were found to be 4.32±1.27 for the arm area and 3.45±1.68 for the abdominal area. There was a statistically significant difference between pain score of patients in arm and abdominal areas during the subcutaneous injection. Conclusion: Consequently, it was found that the patients felt less pain during injection that was applied to abdominal region and the ecchymosis sizes were also smaller. In the applications of subcutaneous injection, the use of abdominal area rather than arm area can be claimed to decrease ecchymosis formation and level of pain. Efforts should be made to inform the families and include the infants in the screening programme who cannot pass the initial screening tests and who are not involved in further control tests Daha fazlası Daha az

Lateral Epikondilit Rehabilitasyonunda Kullanılan Güncel Fizyoterapi Yaklaşımlarının Ağrı ve Fonksiyon Üzerine Etkinliği

SEVTAP GÜNAY UÇURUM

Makale | 2022 | İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi7 ( 2 ) , pp.373 - 381

Tenisçi dirseği olarak da bilinen lateral epikondilit, el bileği ekstansör tendonlarının humerusun lateral epikondiline yapışma yerinde gelişir ve lokalize inflamasyon ile ilişkili azalmış kas gücü ve sınırlanmış eklem hareket açıklığı ile karakterizedir. Lateral epikondilit önemli derecede ağrı ve fonksiyon kaybına yol açmaktadır. Kol gücüyle çalışan bireylerin yaklaşık %10’u lateral dirsek ağrısı deneyimlemektedir ve %2,4’ü doğrulanmış lateral epikondilit teşhisine sahiptir. Bu nedenle, bu hastalık aynı zamanda önemli bir halk sağlığı problemi olarak kabul edilmektedir. Lateral epikondilitin bulgularının net ve teşhisinin kolay ol . . .masına rağmen, tüm klinisyenler tarafından kabul edilen ve uygulanan kesin bir rehabilitasyon yöntemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, lateral epikondilit rehabilitasyonu sürecinde özellikle ağrı ve fonksiyon üzerine etkinliği yüksek olan güncel fizyoterapi yaklaşımlarının belirlenmesi önemli bir gerekliliktir. Bu doğrultuda, bu derleme; lateral epikondilit rehabilitasyonunda kullanılan güncel fizyoterapi yaklaşımlarının ağrı ve fonksiyon üzerine olan etkinliğini incelemeyi ve mevcut literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Lateral epicondylitis, also known as the tennis elbow, develops at the attachment of the wrist extensor tendons to the lateral epicondyle of the humerus and is characterized by reduced muscle strength and limited range of motion associated with localized inflammation. Lateral epicondylitis leads significant pain and loss of function. Approximately 10% of the individuals working with arm strength experience lateral elbow pain and 2.4% of them had confirmed diagnosis of lateral epicondylitis. Thus, this disease is also recognized as an important public health problem. Although the signs of lateral epicondylitis are clear and its diagnosis is easy, there is no definitive rehabilitation method that is accepted and is applied by all clinicians. Therefore, it is an important necessity to identify current physiotherapy approaches especially with high effectiveness on pain and function in the rehabilitation process of lateral epicondylitis. Hence, the present review aims to examine the effectiveness of current physiotherapy approaches used in the rehabilitation of lateral epicondylitis on pain and function and to contribute to the available literature Daha fazlası Daha az

Ev-Ofis Çalışanlarında Postür ve Solunum Egzersizlerinin Ağrı ve Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi

SEVTAP GÜNAY UÇURUM

Makale | 2022 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi7 ( 1 ) , pp.23 - 32

Amaç: Araştırmamızda ev-ofis çalışan bireylerde uygulanan postür ve solunum egzersizlerinin ağrı ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak-Mart 2021 tarihleri arasında ev-ofis çalışan, 20-50 yaş arası 61 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcıların demografik bilgileri kaydedildi. Ağrı değerlendirmesi Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi (CMDQ) ile yapılırken, yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde SF-36 Yaşam Kalitesi Anketi kullanıldı. Katılımcılar randomize olarak egzersiz grubu (n: 31) ve kontrol grubuna (n: 30) ayrıldı. Egzersiz grubuna “dört hafta süreli . . .günde dört kez, haftada beş gün” sıklıkta postür ve solunum egzersizleri ile bir dakika ambulasyondan oluşan program verildi. Programdaki egzersizler fotoğraf ve videolar kullanılarak anlatıldı. Katılımcıların programlarını kontrol etmelerine yönelik egzersiz izlem çizelgesi hazırlandı. Kontrol grubuna ise dört hafta süre ile herhangi bir uygulama yapılmadı. Bulgular: Egzersiz grubuna 13 erkek, 18 kadın (yaş ort: 30,290±9,427 yıl); kontrol grubuna ise 5 erkek, 25 kadın gönüllü katılımcı (yaş ort: 28,800±7,644 yıl) dahil edildi. Program sonrası CMDQ için yapılan karşılaştırmada boyun, bel, sol alt kol skorları için gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenirken (p0,050). Egzersiz grubunun öncesi-sonrası karşılaştırmasında CMDQ’da sol üst kol, kalça, sol diz, sağ ve sol alt bacak dışında kalan bölgelerde istatistiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlendi ( Daha fazlası Daha az

Comparison of Adverse Effects of BioNTech mRNA and Sinovac Vaccines in Adults in Turkey

SEVİL YILMAZ | PERİHAN ÇETİN

Makale | 2023 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi2 ( 8 ) , pp.395 - 400

Objective: The aim of this study is to compare the side effects of Pfizer-BioNTech mRNA and Sinovac-CoronaVac vaccines administered in adults in Turkey. Material and Method: This is a cross-sectional study. The study sample consisted of 187 adults, 95 in the Pfizer-BioNTech group and 92 in the Sinovac-CoronaVac group, who came for vaccination. A Visual Analogue Scale (VAS) and a questionnaire were applied to vaccinated individuals in a hospital. They were asked about any adverse effects at 6, 12 and 24 hours post-vaccination. Results: The most common local adverse effect was pain at the injection site, but the most frequent systemic . . . adverse effects were weakness and headache in both groups. Most (87.4%) of our participants who were vaccinated with the Pfizer-BioNTech vaccine and nearly half (48.9%) of those who received Sinovac-CoronaVac reported adverse effects. Pain felt at the injection site was 86.3% in the Pfizer-BioNTech group and 44.6% in the Sinovac-CoronaVac group. The least pain intensity in participants who were vaccinated with both Pfizer-BioNTech and Sinovac-CoronaVac vaccines was seen in the 24 hours. Conclusion: The pain level at the injection site after Pfizer-BioNTech was higher than the Sinovac-CoronaVac vaccine. In our study the most systemic adverse effects with both vaccines were weakness and headache Daha fazlası Daha az

Çocuk yoğun bakım hemşirelerinin ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin belirlenmesi

Türkmen, Burçin

Yüksek Lisans | 2019 | Sağlık Bilimleri Enstitüsü

ÖZETGiriş-Amaç: Araştırma çocuk yoğun bakım hemşirelerinin ağrı yönetimine ilişkin bilgi ve deneyimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Materyal-Metod: Araştırma, Ekim 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı Medeniyet Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Servisinde yürütülmüştür. Araştırmaya 25 hemşire katılmıştır. Araştırma, tanımlayıcı ve karma desen modelinde bir çalışmadır. Araştırmada sosyodemografik form, PNKAS ölçeği ve araştırmacının oluşturduğu nitel sorular ile veri toplanmıştır. Nitel görüşme formu toplam 10 sorudan oluşmaktadır. Hemşireler . . .le, anketleri doldurduktan sonra derinlemesine görüşme yapılmıştır.ABSTRACTPurpose: This research was aimed to specify data, implementations and experiences of pediatric intensive care nurses.Material Method: The study was conducted between October 2018 and February 2019 at the Ministry of Health Medeniyet University Training and Research Hospital Göztepe Training and Research Hospital Pediatric Intensive Care Unit. 25 nurses participated in the study. The research is a descriptive and mixed method model. Sociodemographic form, PNKAS scale and qualitative questions were included in the study. Qualitative research consists of 10 questions. Qualitative research was conducted with in-depth interview method with nurse Daha fazlası Daha az

Pediatrik yanık hastalarında uyku kalitesini etkileyen faktörler

Ardahan, Esra

Yüksek Lisans | 2016 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Giriş: Yüksek ısı, kimyasal maddeler, ışınlar ve elektrik sebebiyle oluşan yumuşak doku yaralanmalarına yanık adı verilmektedir. Uyku, merkezi sinir sistemi içinde anatomik ve nörokimyasal alanların etkileşimiyle düzenlenen karmaşık bir davranıştır. Yanık sonrasında hastalar; uyku kalitesinde düşme ve uykunun bölünmesine sebep olan birçok stresöre maruz kalmaktadırlar. Amaç: : Bu çalışma pediatrik yanık hastalarında görülen ağrı, kaşıntı ve uyku düzeni üzerine etkisi olan diğer etmenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu çalışma bir üniversite hastanesinin Yanık Kliniği’nde yanık sonrası 2-7. günler arasında, ya . . .tmakta olan 2-6 yaş aralığında 96 çocuk ve anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada araştırmacılar tarafından oluşturulmuş olan Demografik Veri Toplama Formu, Uyku Özelliklerini ve Sorunlarını Belirleme Anketi, Kaşıntı Skalası, Flacc Ağrı Skalası kullanılmıştır. Veriler anneler ile yüzyüze görüşülerek anket yöntemi ile toplanmıştır. Sorular; uyku sorunlarına ilişkin sorular çocuğun yanıktan önceki durumu ve yanık nedeniyle hastanedeki durumu karşılaştıracak şekilde sorulmuştur. Bulgular: Çalışmaya katılan çocukların %53.1’i erkek ve yaş ortalamaları 3.36±1.39, yatış günü ortalamaları 4.22±1.57 gündür. Yanıkların %10.4’ü elde görülmüştür, %79.2’si (n:76) ikinci derece yanık ve çocukların yanık yüzdesi %8.12±5.61 bulunmuştur. Çalışmaya katılan çocukların ağrı puan ortalaması 5.10±2.21 puan, kaşıntı puan ortalaması ise 4.83±2.54 olarak saptanmıştır. Yanık öncesi ve sonrası dönemler arasında; çocukların gece uyuduğu saat, sabah uyandıkları saat, gece toplam uyku süreleri, günlük toplam uyku süreleri, gece uyku bölünmesi ve bölünme sayısı, uykuya dalmakta sorun yaşama ve uykuya dalma süresi, sabahları yorgun uyanma, çocukları uyandırmakta zorlanma, annelerin çocuklarını uyandırma süresi açısından istatisksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Yanık öncesi ve sonrası dönemler arasında; oturarak TV-video izlerken uyuklama, sabah sessizce otururken uyuklama, öğle uzanırken-yatarken uyuklama, öğle yemeği sonrası yalnız otururken uyuklama açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Yanık öncesi ve sonrası dönemler arasında; gece uyumakta zorlanma, gece uyandıktan sonra kendi başına tekrar uyumakta zorlanma, gece uyanınca 70 rahatlatıcı kullanma, gece boyunca birşeyler içme isteği, yalnız uyuma korkusu, karanlıkta uyuma korkusu, yeterince uyumadığı için gün içinde huzursuz ve sinirli olma, uyumadan önce kitap okuma ve ninni dinlemeyi isteme, uykuda huzursuzluk yaşama ve uykudan çığlık atarak, ağlayarak, kâbus görerek uyanma açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Yanık derecesi yüksek olan çocukların sabah uyanmalarının daha uzun sürdüğü görülmüştür. Çocukların ağrı puan ortalamaları ile uyku kalite parametreleri arasında ilişki bulunmamıştır. Çocukların kaşıntı puan ortalamaları ile gece uyuma saati arasında zayıf ilişki bulunmuştur. Sonuç ve Öneriler: Uykunun önemi hakkında bilgi sahibi olarak, bakım vermekte olduğumuz çocukların uyku durumlarına dikkat edilmeli ve kliniklerde uyku kalitesini arttırmaya yönelik destekleyici çevre düzenlemeleri yapılmalıdır Daha fazlası Daha az

Kanser Ağrısında Aromaterapi Kullanımı

Ardahan, Esra

Derleme | 2022 | İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi7 ( 2 ) , pp.397 - 402

ÖZ Kanser, birçok ülkede ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kanser hastaları, hastalıktan veya tedaviden kaynaklı dispne, yorgunluk, bulantı-kusma ve ağrı gibi birçok sorunla mücadele etmektedir. Dünyada 32 milyon kanser hastasının %30-%50’si orta ve şiddetli düzeyde ağrı yaşamaktadır. Kontrol edilemeyen ağrı nedeniyle hastalar daha sık hastaneye başvurmakta ve hastane yatışı yapılmaktadır. Aromaterapi, kanser hastalarının hastalık veya tedavi nedeniyle yaşadıkları sorunlarla baş etmesini kolaylaştırmayı amaçlayan, yan etkileri az ve ucuz tamamlayıcı ve alternatif uygulamalardan biridir. Literatürde aromaterapi u . . .ygulamasının, kanser hastalarında görülen semptomların giderilmesinde en sık kullanılan tamamlayıcı ve alternatif uygulamalardan biri olduğu gösterilmiştir. Bu derlemenin amacı kanser ağrısı olan bireylerde nonfarmakolojik ağrı giderme yöntemlerinden biri olan aromaterapiyle ilgili literatür ışığında genel bir bilgilendirme sağlamaktır ABSTRACT Cancer ranks second among causes of death in the World. Cancer patients struggle with many problems caused by illness or treatment such as dyspnea, fatigue, nauseavomiting, and pain. 30-50% of 32 million cancer patients in the world experience moderate and severe pain. Because of uncontrollable pain, patients are admitted to the hospital more often and hospitalized. Aromatherapy is one of the complementary and alternative applications that aim to help cancer patients to cope with the problems they experience due to illness or treatment. It is inexpensive and has less side effects. In the literature, it has been shown that aromatherapy application is one of the most common methods to relieve the symptoms seen in cancer patients. The aim of this literature review is to provide general information about aromatherapy, which is one of the non-pharmacological pain relief methods for individuals with cancer pain Daha fazlası Daha az

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında yükümlülüklerimiz ve çerez politikamız hakkında bilgi sahibi olmak için alttaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

creativecommons
Bu site altında yer alan tüm kaynaklar Creative Commons Alıntı-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Platforms